Dosya: Kastamonu’da Siyez Buğdayının Peşinde

 

Işınsu Kırmızıoğlu
Bilkent Üniversitesi, Ekonomi

COMD 331 News Reporting and Writing Sonbahar 2016-17

Günümüzdeki tüm buğdayların atası olarak bilinen siyez buğdayının öyküsü, 1o bin yıl önce insanoğlunun yerleşik hayata geçtiği an itibariyle başlıyor.

Altın sarısı, uçsuz bucaksız ekin tarlaları, dimdik asla eğilmeyen başaklarıyla kendi öyküsünü, siyezin öyküsünü yazıyor, anılar biriktiriyor, üretiyor…


Mevsimler, medeniyetler, insan değişiyor ama siyez toprağından asla vazgeçmiyor. Niye mi? Çünkü siyez kararlı, siyez savaşçı, Siyez güçlü. Siyez anavatanına öyküsü boyunca hep sahip çıkıyor. Bu bereketli tarlaların mahsulleri evlerimize, sofralarımıza giriyor. Çiftçimizin yüzünü güldürüyor.

Anadolu’nun verimli topraklarında hayat bulan bu yöresel lezzet, Kastamonu’nun İhsangazi ve Daday ilçelerinde yetişiyor. Ancak Siyez, varoluşunun en zor zamanları yaşıyor. Yöresel buğday üretimi gün geçtikçe azalıyor, yerli tohumlarımızın yerini yabancı hibrit tohumlar alırken, ülkemiz de tarım ülkesi kimliğini gitgide kaybediyor…

Picture

Henüz ıslah edilmemiş siyez tohumu, günümüz buğdaylarından farklı bir genetiğe sahip… Dayanıklı ve sağlam karakterinin yanı sıra yüksek besin değerleriyle tam bir besin deposu. Her gün evlerimize giren günümüz buğdayı bir diğer adıyla hibrit buğdayı ise verim ve dayanaklılık sağlama amacıyla melezleştirilmiş ve genetiği değiştirilmiş bir yapay tohum.

Ülkemizde hibrit buğdayın üretiminin ve ithalatının gün geçtikçe artmasıyla, yöresel tahıllara yönelik ilgi giderek azalmaya başlıyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik bu konu hakkında “Önceliğimiz üretimin ve verimin daha çok olduğu, küresel piyasalarsa desteklenen, ucuz hibrit buğdaya yatırım yapmaktır” diyor. Peki çiftçi bu konuda ne düşünüyor?

Küreselleşmenin getirdiği yüksek potansiyelli üretim isteği, ne yazık ki, 10 bin yıllık siyez buğdayının yerini hibrit buğday mı alacak sorusunu akıllara getiriyor… Halbuki Siyez organik markette yaşam mücadelesi vermeye devam ediyor.

Organikçilerin ve sağlıkçıların gözdesi
Siyezin günümüzde en popüler olduğu yer organik marketler ve yöresel pazarlar. Organik marketin en gözde ürünlerinden biri. Satışları gün geçtikçe artıyor fakat yeterli üretim desteği olmadığı için herkes için erişebilir değil. Popülaritesinde çok güçlü bir Karatay etkisi var. Prof. Dr. Canan Karatay sağlıklı besin arayışında olan insanlar için en doğru pusula. Organik marketin en büyük destekçisi, halkın doğru ve sağlıklı beslenmesine adamış kendisini. Binlerce tavsiye bekleyen takipçisi, reyting rekorları kıran programları var.


Karatay, ülkede ekmek devrimi olması taraftarı… “Ben siyez buğdayının kullanılması ve desteklenmesi şarttır diyorum. Modern buğdayın sağlığa zararlı olduğunu açıklıyorum. Bunları kitaplarımda anlatıyorum. Amerika’daki yayınlarda da en sağlıklı buğday, kromozomu değiştirilmemiş olan siyez buğdayıdır denirken, ülkemizde çıkan bu eski buğday altın değerindedir, haberimiz bile yok!” diyor.

Karatay etkisini beslenme ve diyet uzmanı Dr. Ender Saraç takip ediyor. Dr. Saraç, “Siyez ekmeği genetiği ile oynanmamış ve aynı zamanda da vücutta alerji açısından riski düşük, besin değeri ve vitamin değeri çok yüksek. Siyez buğdayından elde edilen bir ekmek. Aslında buradan başlayarak tüm Türkiye’ye bir kıvılcım gibi yayılmasını diliyorum” diyor.

Picture

Türkiye’nin ilk presidiumu: Siyez
Siyez, İtalya menşeli Slow Food hareketi tarafından presidium ürün sertifikasıyla taçlandırıldı. Slow Food organizasyonu ayaküstü yemek alışkanlığına fastfood karşı alternatif olarak geleneksel ve yerel yemek ve yeme biçimlerini, yerel ekosistemlerin özelliklerini korumayı teşvik eden hareket olarak tanımlanıyor.  Peki presidium ürün ne demek? Presidium olarak onaylanan bir ürün Slow Food’un tasarladığı paket ve etiketle, dünya pazarına çıkabiliyor. En önemli avantajı presidium üreticilerinin bir araya gelerek, bu tohuma, bu zanaata, biyoçeşitliliğe ait bir ortak bir çalışma yürütmesi. Sahip olunan değeri korumayı ve devam ettirmeyi vaat eden bir söz veriliyor. Siyez üreticisi, Paflagonya Organik sahibive Kastamonu Gazetesi köşe yazarı olan Mustafa Afacan, Siyez ‘in presidium serüvenindeki en büyük destekçisi. Siyez’in kültür elçisi.

chart

Afacan: “Tüketim toplumu algısı yıkılmalı”
Buğday ithalatımızın tavan yaptığı günümüz koşullarında, Afacan tüketim toplumunun algısının yıkılmasından yana. Gün geçtikçe artan tüketim sevdasının karşısında üretim politikaları ne yazık ki eksik kalıyor. Tahıl ve buğday ambarı olarak benimsediğimiz ülkemiz buğdayının %75’ini Rusya’dan ithal ediyor. Devlet ise buğdayı satın alıp işlemeyi tercih ediyor. Bu döngü Türkiye’yi daha ne kadar idare edebilir, uzun uzun kafa patlatılması gereken başka bir mühim mevzu.

Hem üretici hem çiftçi tüketimi karşılayacak üretim alt yapısının oluşturulmasından yana. Afacan, “Üretimin artırılması için çalışmalar yapılmalı. Devlet desteği bizler için düşük, daha fazla teşvik ve destek olmalı. İç Anadolu, Doğu Anadolu gibi bölgelerde alınan desteği biz alamıyoruz. Talep çok fazla fakat mevcut talebi karşılayabilen üretim yok şu an” diyor.

Picture

Kastamonu’yu gezdik: Çiftçi de üretici de isyanda
Kastamonu’da köy köy gezeyim, nasılmış bir şeymiş bu Siyez bir göreyim dedim. Benimki de saflık, köy mü kaldı artık memlekette. İlk durağım İhsangazi, Siyez’in anavatanı. Karşılaştığım görüntü içinde şaşkınlıklar içerisindeyim. Afacan’ın neden talebi karşılayacak üretim yok dediğini anlıyorum…

Tarlalar boş, evler sahipsiz, pencereden bana bakan üç yaşlı amca ve teyze… Geride kalan son üç hane. Sokaklar boş, ne çocuk sesi ne de bir hareket var bu terk edilmiş köylerde. Amcalardan biri, “Kimse kalmadı köylerde, herkes şehre göçtü, yaş oldu 84 biz toprak insanıyız gidemedik” diyor. Köyde karşılaştığım manzaranın ardından soluğu Daday ilçesindeki İksirli Çiftlik’te alıyorum. Duygu Ece Aydın, İksirli Çiftlik ve Resort Town’un yöneticisi, Galatasaray mezunu bir endüstri mühendisi. Lisans eğitiminin ardından annesi İksir Hanım’ın kurduğu çiftliğin başına, Kastamonu’ya dönmüş bir üretici. Siyez üretiminde çiftliklerinin büyük bir payı var.

Siyezin neden üretilmediğine dair yönelttiğim soruma, “Verim problemi yaşıyoruz. Siyez’in üretilmesi için toprağın önceden hazırlanması, her sene sürülmesi gerekiyor. 200 dönümden 15 ton ürün aldık son yıllarda ama Siyez’in şöyle bir güçlüğü var. İnsanların ona yanaşmamasının nedeni hasat edilme sürecinin çok meşakkatli, uzun bir süreç olması. Biz üretici olarak bu problemin üstesinden gelmeye çalışsak da çiftçi için durum bizimki gibi değil” diyor. Aslında çiftçinin yaşadığı bu zor durumu, köylerdeki iş gücünün azalmasına bağlamak mümkün. Ne tarlada çalışacak tarım işçisi ne de devlet tarafından sağlanan yeterli üretim teşviki var…

Picture

Kastamonu merkezde ise bir bayram havası, kutlamalar… Siyez için ıslah çalışmaları başlamış, halk çok sevinçli… Daha sürdürebilir, daha verimli buğdaylar üretilecekmiş. Islah bir diğer kelime anlamıyla verimleme, bir melezleme yoludur. Söz konusu durumda Siyez’in güçlü özellikleriyle, hibrit buğdayın yüksek üretim özellikleri birleştirilecektir. 10 bin yıllık Siyez’in öyküsünün son bulması, yerini küresel politikaları destekleyecek, daha kârlı ama bir o kadar da sağlıksız bir buğdayın öyküsünün başlamasına mı sebep olacak, düşündürüyor. Ülkece, tarımsal kimliğimizi gitgide yitirdiğimiz son yıllarda elde avuçta ne kaldı? Afacan, “İnsanlar gitti, köyler bitti. Çiftçi kendi toprağına küstürtüldü” diyor. Toprak neden kendi kaderine bırakılıyor, verimi varken neden yalnız kalıyor? Çiftçi neden desteklenmiyor da küstürtülüyor?

Siyez demek 10 bin yıllık tarih, birikim, bereket ve yerli üretim demek. Sahip çıkalım…